Cumhuriyet’in 85’inci yıldönümüne Can Dündar’ın imzasını taşıyan
MUSTAFA damgasını vurdu. Çok iyi oldu ve nihayet herkes kendi
Atatürk’ünü buldu.
Kutlamalara gelince, İstanbul damgasını vurdu. Büykşehir Belediye
Başkanı Kadir Topbaş’a bravo demek gerekiyor. Şimdiye kadar böyle bir
renk ve ışık cümbüşü yaşanmadı. Yaklaşık yarım saat süreyle, bu kentin
halkı adeta bir festival izledi. Hele o teknelerin geçişi... Dedim ya,
İstanbul 85’inci doğum gününün tam hakkını verdi.
Gelelim Ankara’ya...
Başkentin heyecanı önce Anıtkabir’de yaşandı. Her zamanki gibi dolup
taştı. Herkes, en büyüğü olan Cumhurbaşkanından, en küçüğü olan ilkokul
çocuklarına kadar herkes geldi.
Biz gazeteciler için, asıl heyecan, her yıl Çankaya köşkünde yaşanır.
Bu defa (geçen yılda aynı durum vardı) Köşk’teki resepsiyon yine ikiye
bölünmüştü.
Öğleyin, Askerler, hükümet ve üstdüzey bürokratlar davetliydiler.
Öğleden sonra ise, gazeteciler, sivil toplum örgütleri, sanatçı ve
yazarlar (aralarında da türbanlılar) katıldılar. Tabii o zaman da
keyifsizdi. Gazeteciler, haberin kaynadığı öğle davetinde
bulunmadıklarından, akşam saatlerinde yüzleri asıktı...
Böylesi acaba daha mı iyi, daha mı kötü oldu bilemem. Tek gözlemim,
Çankaya’da ilk defa sigara dumanı olmadan, yüzlerce insan üst üste
yığılmadan ve ter kokmadan rahat-sakin ancak heyecansız bir kutlama
yaşadığımızdır.
Bütün bunları eleştiri için yazmıyorum.
Belki de çok iyi oldu.
Darısı 86 ıncı doğum gününe...
TSK nın Barzaniye bakışı değişiyor...
Türk Silahlı Kuvvetlerinin son 2-3 yıldır, Kuzey Irak Kürt Yönetimi
lideri Mesud Barzani’ye bakışı sertti. ABD’nin Irak istilasından sonra
Barzani’nin Türkiye aleyhindeki söylemi ve çıkışları tepki yaratmış,
buna bir de PKK’nın Kuzey Irak’taki hareket yeteneğinin sınırlarını
genişletmesi eklenince, tepkinin ötesinde bir öfke doğmuştu. Eski
Genelkurmay Başkanı Büyükanıt’ın sık sık “Kuzey Irak’lı Kürtlerle
konuşulmaması gerektiğine” dikkat çekmesi de bu tepkilerin sonucuydu.
Aslında TSK, Kürtlerle hiçbir temas olmamasını değil de , olacaksa
bunun sivil iktidar tarafından gerçekleştirilmesini, askerin bu işin
içine sokulmamasını istiyordu. Bu hava çerçevesinde de kendilerini hep
geri plana çektiler.
Durum giderek değişiyor.
TSK’nın tepelerindeki hava, koşullu şekilde yumuşuyor.
Genelkurmay hala Kerkük’ün tümüyle Kürtlere bağlanmasına veya Kuzey
Irak’ın Bağımsızlık ilan etmesine karşı çıkıyor. Ancak, artık
konjonktür değiştiğinden dolayı eskisi kadar sert bir tonda telaffuz
edilmiyor.
Kerkük sorunu zaten ertelendi ve ne zaman tekrar gündeme geleceği belli
değil. Üstelik Kerkük, Türkiye’den çok Irak’lı Sünni ve Şii’lerin
üzerinde duyarlık gösterdikleri ve sadece Kürtlere bırakılmayacak kadar
değerli bir kent konumuna girdi. Yani bu sorunun gerçek sahibi Irak
Araplar oldular.
Bağımsızlık konusu da, Irak’ı oluşturan tüm kesimlerin( Sünni-Şii hatta
Kürtler) toprak bütünlüğünün korunması gereğinde birleştikleri için
şimdilik gündemden düştü.
Bu iki konunun ilişkilerdeki eski ağırlığı kalmadı.
Bir diğer gelişme, Barzani’nin son dönemlerde sözlerine dikkat etmeye
başlaması. Eskiden, milliyetçi reflekslerini kontrol etmeden Türkiye
hakkında ağır suçlamalarda bulunurdu. Ancak son dönemlerde bu
yaklaşımın gereksiz şekilde ilişkileri zedelediğini görmüş olacak ki,
sustu.
İki taraf da, birbirine muhtaç olduğunu anladı...
Bugünkü durumun bir özetini yapmamı isterseniz, şu cümleyi rahatlıkla kullanabilirim:
”Her iki taraf da birbirine muhtaç ve birbirinin duyarlıklarına özen
göstererek yaşamlarını sürdürmek zorunda olduklarını anladılar...”
Kim daha fazla muhtaç, kim daha az muhtaç hesabını da yapamazsınız.
Türkiye, Kuzey Irak’tan kat kat büyük ve güçlü, ancak o küçücük Kuzey Irak’ın PKK konusundaki desteğine muhtaç.
Kuzey Irak, ABD’nin desteğine sahip, petrolü ve elde ettiği otonomiyle
neredeyse –adı konmamış- bir bağımsızlığa sahip, ancak uzun vadede
sırtını ne tümüyle Sünni-Şii koalisyonuna ne de İran’a dayayabilir.
Bölgedeki en doğal müttefiki ve batıya açılan kapısı Türkiye’dir.
Güneydoğu, Kuzey Irak olmadan rahat nefes alamaz...Kuzey Irak’ta Türkiye’siz rahat edemez.
İşte sadece Ankara’yı yöneten siyasi kesimlerde değil, Askeri
kesimlerde de bu gerçekler giderek net şekilde görülüyor ve
benimseniyor.
Uzun süredir ilk defa, Ankara’nın Erbil ile yakınlaşması ciddi bir
sürece oturuyor. Bu çerçevede TSK’nın artık eski çekinceleri
duyulmuyor. Tam aksine, konuştuğunuz zaman son derce önemli tutum
değişikliği görüyorsunuz. Tabii bu yeni yaklaşım da, iktidarın işini
büyük oranda kolaylaştırıyor.
Önemli olan ,bundan sonraki gelişmelerin nasıl yönetileceği, nasıl yönlendirileceği ve nasıl bir sonuca bağlanacağıdır... |